Soybağı Nedir? Soybağı Davaları

Soybağı Nasıl Kurulur? Soybağı davaları ile ilgili bilinmesi gerekenler...

Soybağı Nedir? Soybağı Davaları
Soybağı Nedir? Soybağı Davaları Admin
Bu içerik 1254 kez okundu.

Soybağı, 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisindeki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunuyla getirilip, hukuk diline kazandırılan bir terimdir ve biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.


Geniş anlamda soybağı bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle çocuğun ana ve babasına bağını ifade eder ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun aile hukuku kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır.


Türk Medeni Kanunu’nun soybağına ilişkin 282. maddesi düzenlemesi dikkate alındığında, soybağının kurulmasında ya çocuk ile ana ve babası arasında kan bağının bulunmasını ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmasının arandığı görülmektedir. Bu açıdan Türk Medeni Kanunu düzenlemesi çerçevesinde kan bağına dayanan soybağı, yani çocukla biyolojik ana ve babası arasındaki soybağı ve evlat edinme ilişkisi yoluyla kurulan soybağı ayırımını yapmak mümkündür (Dural, M./Öğüz,T./Gümüş, M, A., Türk Özel Hukuku, Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2008, s.242).


TMK’nın 282. maddesi hükmü soybağının kurulmasına ilişkin genel esasları düzenlemiştir. Düzenleme uyarınca ana ile çocuk arasındaki soybağının doğum ile kurulacağı ifade edilmiştir (m. 282/1). Maddenin ikinci fıkrasında baba ile çocuk arasındaki soybağının babanın ana ile evlenmesi, çocuğu tanıması veya hâkim hükmüyle kurulacağı düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada ise kan bağına dayanan soybağının yanında, evlat edinme ilişkisi de evlatlık ile evlat edinen veya evlat edinenler arasında soybağını kuran bir yol olarak kabul edilmiştir.


TMK’nın 282. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuk ile ana arasındaki soybağının kurulabilmesi için çocuğun, ana olduğu iddia edilen kadın tarafından doğurulduğunun tespit edilmesi yeterlidir. Çocuğu doğuran kadının evli olup olmaması soybağının kurulması için önem taşımamaktadır.


Ana ile evliliğin, çocuk ile babası arasında soybağının kurulabilmesi hem evliliğin çocuğun doğumundan önce gerçekleşmiş olması hem de ana ve babanın çocuğun doğumundan sonra evlenmeleri hâlinde mümkündür.


Evliliğin doğumdan önce gerçekleşmiş olması hâlinde TMK’nın babalık karinesini düzenleyen 285. maddesi gereğince evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babasının koca olduğu karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuk ile o evlilikte koca arasında soybağı kurulacaktır.


Yine evlat edinme de çocuk ile evlat edinen arasında soybağı kurulmasını sağlamakla beraber buradaki soybağı ilişkisi mahkeme kanalı ile kurulmaktadır. Diğer bir anlatımla evlat edinilen çocuk ile evlat edinen arasında kan bağına dayanan bir durum bulunmamaktadır.


Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan diğer bir yol babalık hükmüdür. Bahse konu davada çocuk ile baba arasında soybağının kurulabilmesi için çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması gereklidir. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soybağı ortadan kaldırılmadıkça babalık davası açılamaz. TMK 301. maddesine göre çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk, babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açacakları babalık davası ile isteyebilirler. Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilecek, ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle, çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacaktır. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilecektir.


Öte yandan çocuk ile baba arasında soybağı ilişkisini kuran son yol ise tanımadır. 


4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Tanıma” genel başlıklı “"Koşulları ve şekli" alt başlıklı 295. maddesi;


“Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur. 


Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir. 
Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.”
Hükmünü düzenlemiştir.


Tanıma, evlilik dışı çocuğun babasının kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapıldığında çocuk ile babası arasında soybağının kurulmasını sağlayan tek taraflı irade beyanını ifade eder. Tanıma beyanı, bu yönüyle yenilik doğuran işlem niteliği taşır. Geçerli olarak yapılan tanıma beyanı, geçmişe etkili olarak, doğum anından itibaren çocuk ile babası arasında soybağının kurulmasını sağlar ((Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M. A., Türk Özel Hukuku, Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2016, s.282).


Tanımanın niteliği gereği, ancak anası ile soybağı tespit edilmiş çocukların tanınması mümkün olabilir. Anası tespit edilemeyen çocuğun tanınması söz konusu olmaz.


Tanıma beyanının, evlilik dışı çocuk ile babası arasında soybağını kurabilmesi, kanunda belirlenmiş şekil şartlarına uyularak yapılması hâlinde söz konusu olur. Tanıma beyanı, kanunun öngördüğü şekil şartlarına uyularak yapılmamışsa, bu beyan, babanın ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ve çocuğun bu cinsel ilişkiden meydana geldiğine ilişkin basit bir ikrarı niteliği taşır, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını sağlamaz.


Şüphesiz ki, babanın çocuğun kendi çocuğu olduğunu açıklayan bir beyanı tanıma beyanı niteliğindedir. Böyle bir beyanı bulunmaksızın, çocuğun mirasçı olarak atanması veya çocuğa nafaka verilmesi tanıma niteliği taşımaz.


Tanıma beyanının, herhangi bir kişiye yöneltilmesi gerekli olmadığı için, beyanın varmasından da söz edilemez. Bu yönüyle, tanımanın hukuki sonuçlarını doğurabilmesi, ananın ya da çocuğun rızasına da bağlı değildir.


Tanıma beyanı herhangi bir süreye tabi değildir ve yenilik doğuran işlem niteliği tanımanın, kural olarak, şarta bağlı olarak gerçekleştirilmesine engel teşkil eder. Tanıma hakkından feragat de geçerli değildir (Dural/Öğüz/Gümüş, s.282-283). 


Tanımanın hukuki sonuçlarını doğurabilmesi için birtakım geçerlilik şartlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Bununla birlikte tanınan çocuğun, evlenmeleri yasak olan kişiler arasındaki ilişki neticesinde meydana gelmiş olması veya çocuğun zina neticesinde doğmuş olması tanınmaya engel teşkil etmez.
Tanımanın hukuki sonuç doğurmasını sağlayan geçerlilik şartları; ehliyet, şekil, çocuğun bir başka erkek ile soybağının bulunmaması olarak sayılabilir. 


Geçerliliğin ilk şartı olan ehliyetten kastedilen, tanımanın bizzat baba tarafından gerçekleştirilecek olmasıdır. Yani yasal temsilcinin veya iradi temsilcinin tanıma beyanında bulunması mümkün değildir. Bununla birlikte tanıma beyanında bulunan kimsenin küçük veya kısıtlı olması durumunda velisinin veya vasisinin de rızasının aranması gerektiği unutulmamalıdır. Bu kısım TMK’nın 295. maddesinin 3. fıkrasında da hüküm altına alınmıştır. 


İkinci koşul olan şekil, TMK’nın 295. maddesinin 2. fıkrasında da belirtildiği gibi nüfus memuruna veya mahkemeye yapılacak yazılı başvuru ile olabileceği gibi resmî senet veya vasiyetname düzenleme şeklinde de olabilir.


Tanımanın gerçekleşmesi için gerekli olan üçüncü koşul ise, çocuğun bir başka erkekle soybağının bulunmamasıdır. Bu durumda çocuğun evlilik, tanıma veya babalık hükmü ile bir başka erkeğe soybağı ile bağlı olması durumunda çocuğun bu kişi ile olan soybağının, soybağının reddi ya da tanımanın iptali davası ile ortadan kaldırılması gerekir. Aksi taktirde, çocuğun tanınması geçerli olmayacağı gibi, çocuk ile tanıyan arasında da soybağı ilişkisi kurulmaz.


Tanıma, çocuk yaşadığı sürece gerçekleştirilebileceği gibi, çocuğun ölümünden sonra tanınması da mümkündür. Hatta, çocuğun ana rahmine düşmesinden sonra, fakat doğumundan önce de tanınabileceği kabul edilmektedir. Çocuğun doğumdan önce tanınması hâlinde, tanımanın geçerliliği çocuğun sağ doğmasına ve doğum anında bir başka erkekle soybağının bulunmamasına bağlıdır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.286).


Tanıma, kesin hükümsüzlük, irade sakatlığı, ilgili kişiler tarafından açılacak iptal davası ile geçersiz hâle gelebilir. 


Buna göre; tanımanın yukarıda sayılan geçerlilik şartlarının eksik olması durumunda tanımanın kesin hükümsüzlüğü söz konusu olur. 


Türk Medeni Kanunu tanıyanın tanıma beyanındaki irade sakatlıklarına dayanarak açacağı iptal davası ile tanımayı geçersiz hâle getirmesine olanak tanımıştır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.287).


“Tanıyanın dava hakkı” başlıklı 297. maddesinde; tanıyanın, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebileceği, iptal davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı belirtilmiştir. Yanılmada; genetik baba hiç istemediği hâlde yanılmak suretiyle tanıma yönünde beyanda bulunur. Bunun yanında aldatma durumunda; bir hukuki işlemi gerçekleştirmek için irade açıklamasında bulunmasını sağlamak üzere gizleme veya uydurma şeklinde bir başkasının zihninde yanlış bir algı uyandırılması söz konusudur. Korkutma durumunda ise; genetik babanın kendisinin veya yakınlarının birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın veya ağır bir tehlikenin var olduğu belirtilerek genetik babanın tanımaya zorlanması sağlanır.


Tanıyan babanın irade sakatlığı nedeniyle iptal davası açması üzerine yapılan yargılama neticesinde davanın baba lehine sonuçlanması, tanıyanın, çocuğun babası olduğu yönünde yanıldığını, atlatıldığını veya tehdit altında bulunması nedeniyle tanıma beyanını gerçekleştirdiğini ispatlamasına bağlıdır. 
İptal davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı dikkate alındığında ikisi arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu açıktır. İrade sakatlığı nedeniyle tanımanın iptali davası, kişiye sıkı sıkıya bağlı olan hakkın dava yolu ile kullanılması anlamını taşır. 


“İlgililerin dava hakkı” başlıklı 298. maddesinde; ananın, çocuğun ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyunun, Cumhuriyet savcısının, Hazinenin ve diğer ilgililerin tanımanın iptalini dava edebilecekleri; davanın tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılacağı belirtilmiştir.


Tanımanın iptalini dava etme hakkı ilk planda, tanımanın hukuki statülerini doğrudan etkilediği ana ve çocuğa tanımıştır. Ana ve çocuğa tanınan hak, birbirinden bağımsızdır. Tanımanın iptalini dava etme hakkı, kişiye sıkı surette bağlı hak niteliği taşıdığı için, ana ya da çocuk sınırlı ehliyetsiz statüsünde bulunsalar dahi, yasal temsilcilerinin rızasına ihtiyaç duymadan dava hakkını kullanabilirler (TMK m. 16). Ana ya da çocuğun tam ehliyetsiz olması hâlinde ise, istisnai olarak, iptal davasının yasal temsilcileri tarafından açılabileceğini kabul etmek gerekir (Dural/Öğüz/Gümüş, s.287).


Çocuğun ölümü hâlinde, altsoyunun tanımanın iptalini dava edebileceği TMK’nın 298. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, çocuk hayatta iken tanınmışsa, çocuğun ölümü hâlinde altsoyunun tanımanın iptalini talep edebilmesi, çocuğun iptal davası açma süresi geçmeden ölmesi ve çocuğun ölmeseydi tanımanın iptalini dava etme hakkını kullanacağının ispatlanması durumunda geçerli olur. Aksi taktirde çocuğun altsoyunun tanımanın iptali davası açma yetkisi bulunmamaktadır. Ancak çocuğun ölümünden sonra tanıma durumu mevcut ise bu durumda iptal davası açma hakkı altsoya ait bulunduğundan, Kanunda belirtilen hak düşürücü sürede tanımanın iptali davasını açabilirler. 


Öte yandan Cumhuriyet savcısına da iptal davası açma hakkı verilmiştir. Buradaki amaç, soybağının belirlenmesinin kamu düzenine ilişkin olmasıdır. Yine Hazineye de dava hakkı tanındığı düşünüldüğünde, tanıma yoluyla kurulan soybağının gerçeği yansıtmaması durumunda Hazinenin mirasa yönelik menfaatinin etkilenmesinin önüne geçmek olduğu da kaçınılmaz bir gerçektir.

 
TMK’nın 298. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere, diğer ilgililerin de dava açma hakkı bulunmaktadır. Buradaki ilgili kavramı “tanımanın iptalinde menfaati olan” kişileri kapsamaktadır. 


Tanımanın iptali davasının başarılı olabilmesi, davacının, tanıyanın baba olmadığını ispatlamasına bağlı tutulmuş olup, dava için belirli süreler öngörülmüştür. Bu konular TMK’nın 299. ve 300. maddelerinde düzenlenmiştir. 


TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 299. maddesi davacının, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlü olduğu, ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükünün, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğacağı hükme bağlandıktan sonra aynı Kanunun “Hak düşürücü süreler” başlıklı 300. maddesinde ise tanıyanın dava hakkının, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, ilgililerin dava hakkının, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği, çocuğun dava hakkının, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşeceği, bu süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebebin bulunması durumunda sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği öngörülmüştür.


Hak düşürücü sürelerin işlemesiyle ilgili olarak iki hususun belirtilmesi gereklidir. Birincisi, tanıyanın baba olmadığının öğrenilmesi, bu hususta kesin kanaate ulaşılmasını ifade eder. Tanıyanın babalığından şüphe duyulması, sürenin başlaması için yeterli olmaz. İkincisi, çocuğun altsoyunun iptal davası açması, çocuğun ölümü hâlinde mümkün olabildiği için, çocuğun altsoyu için hak düşürücü süreler, çocuğun ölümünün öğrenilmesinden itibaren başlayacaktır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.291-292).
Yukarıda belirtildiği üzere soybağı davaları TMK’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açabilmek imkânı bulunmamaktadır.


Ayrıca 4721 sayılı TMK’nın 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte, soybağına ilişkin davalarda hâkimin maddi olguyu resen araştırması, kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hâllerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir.


4721 sayılı TMK’nın söz konusu düzenlemeleri dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir (HGK 07.03.2012 gün ve 2011/2-775 E., 2012/116 K. sayılı kararı).

soybağının düzeltilmesi davası zamanaşımı soybağının reddi ve babalık davası e devlet soybağının değiştirilmesi soybağının reddi davası masrafları soybağı reddi davası ne kadar sürer soybağının reddi aile hukuku soybağı ders

Üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Esaslı Hata Nedir?
Esaslı Hata Nedir?