Esaslı Hata Nedir?

Türk Borçlar Kanununa göre hata ve yanılma halleri...

Esaslı Hata Nedir?
Esaslı Hata Nedir? Admin
Bu içerik 511 kez okundu.

Esaslı hata 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda tanımlanmadığı gibi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda da esaslı hataya yönelik bir tanıma yer verilmemiştir. Ancak Kanunun 24. maddesinde esaslı hatayı belirlemeye yarayacak bazı dayanaklara yer verilmiştir. 


Doktrinde yazarlar esaslı hatayı şöyle tarif etmektedirler: “İrade ile beyan arasındaki fark beyan sahibi tarafından bilinseydi, beyanda bulunmayacağı kabul edilebilecek derecede önemli ise yanılma esaslıdır.” (Tunçomağ, s.337).


6098 sayılı TBK’nın “Yanılma hâlleri” genel başlıklı “Açıklamada yanılma” alt başlıklı 31. maddesinde;
“Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:


1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme  yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile
yetinilir.”
düzenlemesine yer verilmiştir.


Aynı Kanunun “Yanılma hâlleri” genel başlıklı “Saikte yanılma” alt başlıklı 32. maddesi;
“Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.”
Hükmünü düzenlemiştir.


Saik yanılması, yanılmanın belirli bir kimseyle belirli içerikte bir sözleşme yapma iradesinin gerçeklere uymayan, yanlış tasavvurlar sonunda sakat oluşmasıdır. Saik yanılması, işlem iradesinin oluşumundaki yanılmadır (Eren, s.394).


Saik yanılması, sözleşme içi bir unsura ilişkin olabileceği gibi, sözleşme dışı bir unsurla da ilgili olabilir. Sözleşme içi unsura ilişkin yanlış tasavvur, “nitelik yanılması” olarak adlandırılır (Eren, s.396).


Sözleşme dışı unsurlara ilişkin saik yanılmasında ise, sözleşme yapan kişi, sözleşmeye konu şeyin yanlış olarak belirli bir tarzda kullanılabileceğini zannetmekte, oysa gerçek durum böyle olmamaktadır (Eren, s.396).


TBK. m. 32’ye göre, saik yanılması esaslı yanılma değildir; bu sebeple de sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Karşı taraf, saik yanılmasını bilse bile sonuç değişmez. Bu kuralın üç istisnası vardır. Birinci istisna, TBK. m. 36’ya göre aldatma, ikinci istisna TBK. m. 32’de düzenlenmiş bulunan temel yanılması, üçüncü istisna ise ölüme bağlı tasarruflarda görülür. Gerçekten, saik yanılması ölüme bağlı tasarrufun, özellikle de vasiyetnamenin ipt.... sonucunu doğurur (Eren, s.397). 

 


Türk Borçlar Kanunu m. 30’a göre, sözleşmelerde yalnız esaslı yanılma önem ifade eder. Buna karşılık esaslı olmayan yanılma, sözleşmenin geçerliliği üzerinde bir etkiye sahip değildir. TBK. m. 32’nin ilk cümlesi saik yanılmasını esaslı yanılma olarak kabul etmemiştir. Ancak, burada söz konusu olan “adi saik yanılması”dır. Buna karşılık, aynı maddede temel yanılması denilen nitelikli saik yanılması, esaslı yanılma sayılmıştır. TBK. m. 31/I’da 5 bent hâlinde esaslı yanılma teşkil eden hâller sayılmıştır. Ancak, bu sayma sınırlayıcı nitelikte olmayıp, sadece örnek niteliğindedir. Bu nedenle bunlara benzer durumlar da esaslı beyan yanılması olarak kabul edilebilir. TBK. m. 32’de ise, beyan yanılması değil, nitelikli saik yanılması, yani temel yanılması, bir esaslı yanılma hâli olarak düzenlenmiştir. 


Yanılmadaki esaslılık unsuru, bir görüşe göre sübjektif olarak değerlendirilmelidir. Buna göre beyan sahibinin, beyanının anlamını doğru olarak anlaması hâlinde, böyle bir beyanda bulunamayacağı kabul edildiği taktirde irade ile beyan arasındaki uygunsuzluk esastır. Buna karşılık objektif görüşe göre esaslılık unsuru, sübjektif değil, objektif ölçülere göre yorumlanmalıdır. Esaslılık unsuru iş çevrelerindeki hâkim ve geçerli görüşe, makûl değerlendirmelere göre tespit edilmelidir (Eren, s.399).


Genel olarak, bir kimse genellikle dikkatsizlik sonucu gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunur. Fakat yanılarak beyanda bulunan kimsenin yasa tarafından korunması için, yanılmanın mazur görülebilir mahiyette olması gerekmez. Gerekli olan, yanılmanın esaslı olmasıdır. Şu hâlde, esaslı yanılma, yanılmanın mahiyetiyle değil, fakat yasa tarafından kendisine bir iptal (bozma) hükmü bağlanması ile ilgilidir (Tunçomağ, s.336).


Esaslı yanılma ister beyan yanılması, ister temel yanılması şeklinde nitelikli saik yanılması olsun, sözleşmenin ipt....ni isteme hakkı verir. Türk Borçlar Kanunu’nda esaslı yanılmanın unsur ve kriterlerini hükme bağlayan norm, TBK. m. 32’dir. Burada düzenlenen unsur ve ölçüleri içeren her yanılma, ister beyan yanılması, ister saik (temel) yanılması olsun esaslı yanılmadır. Kanun koyucunun TBK m. 31’de beyan yanılmalarını düzenlemiş olmasının sebebi, bunların günlük hayatta ve uygulamada kendilerine en sık rastlanan yanılma hâlleri olmasıdır. Burada ayrıca belirtelim ki, her beyan yanılması mutlaka esaslı yanılma değildir. TBK. m. 31/I’in 1-5 bentlerindeki unsur ve ölçüleri içermeyen beyan yanılmaları, ilke olarak esaslı yanılma sayılmaz. Bunlar dışındaki bir beyan yanılmasının esaslı yanılma sayılması için, bunun TBK. m. 32’deki unsur ve ölçüleri taşıması gerekir. Durum, TBK. m. 32’nin birinci cümlesi dışındaki ölçü ve unsurları taşıdığı zaman esaslı yanılma, başka bir değişle temel yanılması olur. Şu hâlde, beyan yanılmaları ilke olarak; saik yanılmaları ise istisnai olarak esaslı yanılmadır. Sonuç olarak, objektif ve sübjektif yönden esaslılık unsurlarını taşıyan ve TBK. m. 31/I, 1-5 ile bunlar dışında kalan beyan yanılmaları ve TBK. m. 32’ye göre nitelikli saik yanılmaları esaslı yanılmadır (Eren, s.399).


6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) esaslı yanılma hâlleri ayrı ayrı belirtilmiştir.


Bunlardan ilki sözleşmenin niteliğinde yanılmadır. 


Burada yanılan taraf işlem iradesine uygun bir sözleşme yapmak istemekte, ancak yanlışlıkla kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamaktadır (TBK. m.31/I-bent 1). Böylece görünüşte kurulan sözleşme türü ile kurulmak istenilen sözleşme türü, hukuki nitelik ve içeriği itibariyle birbirinden farklıdır. Sözleşmenin tipinde bir yanılma vardır.


Sözleşme yapma iradesine sahip olmayan, bu sebeple de herhangi bir sözleşme yapmak istemeyen bir kimsenin, yanlışlıkla istemeden beyanda bulunması h.... de buraya girer (Eren, s.400).


Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 24. maddesinin 1. fıkrasında da sözleşmenin niteliğinde hataya ilişkin düzenleme yer almıştır. Hata ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkındaki rızasını beyan ederken başka bir akdi kastetmesi durumunda ortada esaslı bir hatanın varlığından söz edileceği belirtilmiştir. 
Diğer bir anlatımla kişinin sözleşme yapma iradesi vardır, ancak bu iradeye uygun olmayan bir başka sözleşme yapmıştır. 


Esaslı yanılma hâllerinden ikincisi sözleşmenin konusunda yanılmadır. 


Yanılan, gerçekte istediğinden başka bir konu için iradesini beyan etmişse, konuda yanılma söz konusu olur. Burada geçen konu sözcüğü geniş yorumlanmalı ve bundan “sözleşmenin konusunu oluşturan şey” anlaşılmalıdır (Eren, s.400).


818 sayılı BK’nın 24. maddesinin 2. bendinde de bu konuya ilişkin bir hüküm bulunmaktadır. Burada bir eşyanın ayniyetiyle ilgili bir yanılma vardır. Bu yanılma, bir eşya tarif ve tayin edilirken yapılan yanlışlıklardan doğmaktadır (Tunçomağ, s.339).


Kişi, sözleşmenin konusuyla ilgili sahip olduğu iradeden, farklı bir konuya ilişkin beyanda bulunmuştur (Kılıçoğlu, A.M.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 5. Bası, Ankara 2005, s.127).


Sözleşmenin niteliğinde ya da konusunda hata bazen yazılı bir sözleşmenin okunmadan ya da anlaşılmadan imza edilmesi nedeniyle gündeme gelebilir. Güven teorisine göre bu durumda da sözleşme kurulmuş ve geçerlidir. Ancak hataya düştüğünü iddia eden kişinin, beyanının içeriğinden bilgi sahibi olmadığını bile bile sözleşmeyi imza etmiş olması durumu hariç, yazılı metni okumadan ya da anlamadan imza etmesinin prensip olarak beyan hatası sayılabileceği kabul edilmektedir. 


Aynı durum genel işlem şartları içeren sözleşmeler için de söz konusu olabilir. Özellikle anlaşılmamış ya da şaşırtıcı hükümler içeren Genel İşlem Şartları içeren sözleşmelerin okunmadan ya da anlaşılmadan imza edilmesi hâlinde de hata nedeniyle iptal söz konusu olabilmektedir (Kılıçoğlu, s.127).


Eğer bir kimse eşyada değil de, eşyanın niteliklerinde yanılmışsa o zaman BK’nın 24. maddesinin 4. bendi devreye girer.


Karşı tarafın kimliğinde yanılma ile karşı tarafın niteliğinde yanılma hâlleri de esaslı yanılma hâli olarak kabul edilir. Yine edim veya karşı edimin miktarındaki yanılma da esaslı yanılmadır. 


TBK. m. 31/I bent 5’e göre yanılan, yapmak istediği sözleşmede gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde çok veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamış ise, bu hâlde de esaslı beyan yanılması söz konusu olur. Miktarda yanılmanın gerçekleşmesi için gerçekte istenen miktarla sözleşmede fiilen kararlaştırılan miktarın önemli ölçüde birbirinden farklı olması gerekir. Buna karşılık borçlanılan edim veya karşı edimin değeri üzerindeki yanılma, miktarlar istenilene uymaktaysa, buraya girmez. Değer yanılması, ilke olarak saik yanılmasıdır (Eren, s.401).


Basit hesap yanılmasını miktarda yanılmadan ayırmak lâzımdır. Basit hesap yanılması, toplama, bölme veya çıkarma işlemlerindeki yanılmalardır. TBK. m. 31/II’ye göre sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir (Eren, s.401-402).


Aynı şekilde BK’nın 24. maddesinde eşyada, kişide ve miktarda yanılmaya yönelik düzenlemeler bulunmaktadır. Bir kimsenin kişide yanılmasının esaslı yanılma sayılabilmesi için yapılacak olan hukuki işlemin o kişi göz önüne alınarak yapılması gerekir. 


Öte yandan borçlu edimi şahsen yerine getirmekle yükümlü olduğu hukuki bir ilişkide borçlunun ödeme gücü esaslı bir âmil olduğu taktirde de, esaslı yanılma söz konusu olur.


Buna karşılık, kişinin niteliklerindeki yanılma, BK. 24 bent 4’deki temel yanılması içinde yer alır (Tunçomağ, s.339).


BK’nın 24. maddesinin 3. bendinde miktarda yanılma açıklanmıştır. Bu yanılma türü genelde cins borcunu ihtiva eden sözleşmelerde karşımıza çıkar. 


Bir kimse, karşı yandan isteyeceği miktarı tayin ederken, giderini pek düşük hesaplamak, bazı kalemleri hesaba katmamak suretiyle yanılmış; hesaplama yanlışlığı yapmışsa, bunu, aslında saiklerle ilgili bir yanılma olduğu için, karşı yana ileri süremez. Bu gibi yanılmalar açık olmadığı için, karşı yan bunları doğrudan doğruya görmek ve incelemek olanağına sahip değildir. 


Adi hesap yanlışlıklarına gelince, bunlar ne miktarda yanılma ve ne de hesaplama yanlışlıkları içerisine sokulabilir. Adi hesap yanlışlığı, bir hesap pusulasındaki rakamların yanlış toplanması, satılan şeyin ölçü ve fiyatı belirli olduğu halde çarpmanın yanlış yapılması gibi hallerde ortaya çıkar. Bunlarda bir yanlışlık olduğu açık ve meydanda olduğundan, bunların düzeltilmesi gerekir (BK. 24/III) (Tunçomağ, s.341-342).


Esaslı yanılmanın son hâlini ise temel yanılması (nitelikli saik yanılması) oluşturur. 


Temel yanılmasında, bir olay veya durum hakkında sübjektif ve objektif yönden mevcut yanlış bir tasavvur (düşünce) söz konusu olduğundan, bu olay veya durum, ilke olarak sözleşmenin (beyanın) içeriğine dâhil değildir. Ancak bu olay veya durum sözleşmenin içeriğine de dâhil olabilir. 


Temel yanılmasında, işlem iradesi ile beyan arasında bir uygunsuzluk yoktur. Beyan, iradeye uygundur. Fakat irade oluşum safhasında sakatlanmıştır. Esasen bu yüzdendir ki temel yanılması herşeyden önce bir saik yanılması olarak kabul edilmektedir. Temel yanılmasının esaslı yanılma olarak kabul edilmesinin sebebi, hakkaniyet fikridir. Bu yanılma, basit saik yanılması sayılsaydı, yanılan sözleşmeyi iptal edemeyecekti. Kanun koyucu bu durumun yaratacağı ağır sonuçları yanılan yararına yumuşatmak amacıyla bu yolu seçmiştir (Eren, s.402).


Temel yanılmasının söz konusu olabilmesi için öncelikle saik yanılmasının bulunması gerekir. Buna göre, taraflardan birisi işlem iradesinin dayandığı belirli bir olay hakkındaki tasavvuru ile gerçek durum arasında bir uyumsuzluğun bulunması, işlem iradesinin gerçek hakkındaki yanlış bir tasavvur sonucu bozuk şekilde oluşması gerekmektedir. Yine sübjektif unsur da temel yanılmasının diğer bir unsurudur. Burada, yanılanın yanıldığı hususları bilmiş olsa idi sözleşmeyi hiç yapmayacak olması ya da bu şekilde yapmayacak olması durumu söz konusudur. 


Sübjektif unsurda yanılan, sözleşmenin temel unsuru olarak saydığı olay ve durumlar hakkında yanlış bir farz ve kabule, hatalı bir tasavvura sahiptir. Bu nedenle, yanlış kabul ve tasavvur, yanılan için o kadar önemli olmuştur ki, onu söz konusu sözleşmeyi yapmaya sevketmiştir (Eren, s.404). 


Temel yanılmasının diğer bir unsuru objektif unsurdur. Belirli bir durum veya olay hakkındaki yanlış tasavvur, yani saik yanılması sadece yanılan taraf yönünden değil, aynı zamanda iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına göre, makul ve doğru düşünen kişiler yönünden de sözleşmenin temeli sayılmalıdır. Böylece, iş ilişkilerindeki dürüstlük kuralı, yanılan tarafın bir olayı sözleşmenin temeli olarak kabulünü haklı gösteriyorsa, temel yanılmasının objektif unsuru da gerçekleşmiş olur (Eren, s.404).


Temel yanılmasının son unsuru olan bilinebilirlikte ise; karşı taraf, yanılanın yanıldığı saiki sözleşmenin temeli saydığını biliyor veya dürüstlük kuralına göre gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsa idi bilebilecek durumda bulunuyor ise artık bu unsur varlığı söz konusu olur.


Mülga 818 sayılı BK’nın 24. maddesinin 2. fıkrasında da esaslı sayılan saik yanılması hükme bağlanmıştır. İlgili bu maddeye göre bir kimsenin beyan ettiği şeyi gerçekten istemesi, ancak kendisini bu beyanı yapmaya yönelten durum hakkında yanılması hâlinde saik yanılmasından söz edilir. Bu durumda yapılan işlem sakatlanmaz.


Fakat bu hükmün de bir takım istisnaları bulunmaktadır. BK’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında bu istisnalara yer verilmiştir. Şu hâlde, saikte yanılmanın esaslı olması için, sübjektif yönden beyan sahibinin, belli bir durumu beyanının zorunlu unsuru olarak kabul etmesi ve aynı durumun objektif yönden de (ticaridoğruluk kurallarına göre de) hukuki muamelenin zorunlu bir unsuru olarak görünmesi gerekir. Sonuncu noktanın gerçekleşmesi için, saik yanılmasındaki önemin karşı tarafça bilinmesi veya bilinmesinin gerekmesi de şarttır (Tunçomağ, s.343).


Beyan yanılmalarında ise, yanılmanın karşı tarafça bilinmesi veya bilinebilir olması gerekmez. Tam tersine, beyan yanılması karşı tarafça biliniyor veya dürüstlük kuralına göre bilinebilecek durumda bulunuyorsa, yanılmadan söz edilemez. Zira karşı tarafın, yanılanın yanılmasını bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde sözleşme, güven teorisine göre kurulur ve artık yanılma sebebiyle iptal edilemez.


Temel yanılmasının oluşması için yanılanın kusurlu olup olmaması önem taşımaz. Kusur, temel yanılmasını önleyen bir unsur değildir (Eren, s.406).


TBK. m. 34’te, TMK m. 2’de düzenlenmiş olan dürüstlük kuralı, dolayısıyla hakkın kötüye kullanılması yasağı, özel bir uygulama alanı bulmuştur. Buna göre yanılan taraf, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez. Bu nedenle karşı taraf, yanılanın yanıldığını bilmiyor veya yanılma sebebiyle sözleşmenin ipt.... hâlinde, muhatabın uğrayacağı zarar, yanılanın uğrayacağı zarardan daha fazla bulunuyor ya da yanılmaya rağmen sözleşmenin ifası, yanılan tarafı zarara sokmayacak ise, yanılmayı öne sürerek sözleşmenin ipt....ni istemek dürüstlük kuralına aykırı düşer. Bu durumda hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur (Eren, s.409).


Bu durum mülga BK’da da yerini almıştır. Borçlar Kanunumuzun 25. maddesi yanılmayı öne sürme hakkını sınırlamıştır. Gerçekten adı geçen maddeye göre, yanılan bu yanılmasına, dürüstlük kuralına aykırı bir surette dayanamaz. Örneğin, yanılan o şeydeki çıkarı çok az olduğu hâlde, sırf karşı yanı rahatsız etmek için yanılmayı ileri süremez. Sonra yanılanın yaptığı yanlışlığın kendi yararına olması hâlinde de hüküm aynıdır (Tunçomağ, s.347).

esaslı yanılma örnekleri yanılma borçlar hukuku esaslı hata ivazda yanılma iradeyi fesada uğratan haller irade bozukluğu hallerinde iptal hakkı yanılma halleri tbk

Üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Esaslı Hata Nedir?
Esaslı Hata Nedir?