SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ HAKKINDA RAPOR
A. Kadir SAKAR

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ HAKKINDA RAPOR

Bu içerik 1007 kez okundu.

GİRİŞ

Şiddet, tüm ulusların yaşamında var olan, bütün sosyal meslekleri, yaş ve etnik grupları etkileyen, çağımızın en kontrol dışı sosyal olgularından biri olarak görülmektedir. Sağlık kurumlarında görünen şiddet ise hasta, hasta yakınları ya da diğer bireyden gelen, sağlık çalışanı için risk oluşturan; tehdit edici söz veya davranış, fiziksel veya cinsel saldırıdan oluşan durum olarak ele alınmaktadır. Sağlık çalışanlarının şiddet olaylarıyla sık karşılaşmasıyla birlikte, sağlık hizmetlerinde şiddet günümüzde gittikçe artan bir önem kazanmakta ve sağlık personelinin şiddet açısından risk altında bulunduğu kabul edilmektedir. Sağlık çalışanları meslektaşlarının, hasta veya hasta yakınlarının şiddetine maruz kalmakta, fiziksel ve psikolojik zarar görmektedir. Sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla, güvenliğin sağlanması, eleman yeterliliği, fiziki yapı ve donanım, iletişim, eğitim gibi konularda iyileştirmelerin yapılması yanı sıra şiddete ilişkin yasal düzenlemeler de gerekmektedir.

Her yıl 25 milyon kişinin iş ortamında şiddete maruz kaldığından söz edilmektedir (Elliot, 1997). Sağlık alanında hizmet sunan profesyoneller ve özellikle 24 saat hizmet sunan hemşireler hasta ve sağlıklı bireylerle olan ilişkileri aracılığıyla fiziksel ve sözel şiddete daha fazla uğrayabilmektedir (Bilgin ve Buzlu, 2006; Calabro, 2007). Finlandiya’da yapılan bir araştırmaya göre, şiddete maruz kalma sıralamasında hapishane gardiyanları ve polis memurlarının ardından psikiyatri hemşireleri üçüncü sırada, doktorlar ise dördüncü sırada yer almaktadır (Salminen, 1997).

Şiddet olayına etki eden pek çok etmen üzerinde durulurken, geçmişinde şiddet davranışı bulunanların, alkol madde kullanımı, psikiyatrik hastalığı veya kişilik bozukluğu olanların şiddet kullanma potansiyelinin yüksek olduğu belirtilmekte, ayrıca yaş, cinsiyet, kalabalık, gürültülü ortamların ve sağlık ekibi ile yaşanan iletişim güçlüklerinin şiddet olaylarında etkili olduğu öne sürülmektedir. Acil servisler, cerrahi birimler ve psikiyatri kliniklerinde şiddete maruz kalma oranının daha yüksek olduğuna ilişkin araştırmalar bulunmaktadır.

Şiddetin oluş şekline göre, şiddet fiziksel ve psikolojik olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir.

Fiziksel Şiddet: Bir kişiye veya gruba karşı, onlar üzerinde fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarara neden olacak şekilde fiziksel kuvvet uygulanmasını içermektedir (WHO, 2002). Bu şiddet şeklinde davranışlar basitçe itilip kakılmadan yaralanma ve ölüme neden olmaya kadar değişen bir özellik göstermektedir.

İşyerinde fiziksel şiddet yöntemleri, kritik olan ve kritik olmayan sonuçlar meydana getirecek yöntemler şeklinde iki grupta toplanmaktadır. Kritik olmayan fiziksel şiddet yöntemleri, vurma, tekme atma, itme, çekme, ısırma, ağzını kapama, yaralama, zarar vermeye yönelik fiziksel temas, cinsel içerikli fiziksel saldırı, tehdit ve taciz yoluyla fiziksel zarar verme, tükürme, sıkma, sıkıştırma şeklindeki davranışları içermektedir (WHO, 2002). Kritik olan fiziksel şiddet yöntemleri ise, bıçaklama, kesici alet ve silah kullanma, cinayete teşebbüs gibi ölüme neden olabilecek davranışları kapsamaktadır.  

Psikolojik Şiddet (Duygusal Şiddet): Fiziksel güç kullanılabileceğini hissettirerek korkutmak (tehdit) dahil, bir kişi veya grup üzerinde onların fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki veya sosyal gelişimine zarar verebilecek şekilde kasıtlı baskı oluşturmak şeklinde ele alınmaktadır. Bu şiddet türü; sözel şiddet, mobbing / yıldırma, cinsel taciz ve tehdit şeklinde sınıflandırılmaktadır (ILO/ICN/WHO/PSI, 2003).

Sözel Şiddet: Bireyi küçük düşüren, aşağılayan veya bireyin itibar ve değerine saygı duyulmadığını gösteren hakaret, sövme, azarlama, aşağılama, tehdit gibi sözlü ifadeleri kapsamaktadır (ILO/ICN/WHO/PSI, 2003).

SAĞLIKTA ŞİDDET

Sağlık kurumlarındaki şiddet, “hasta, hasta yakınları ya da diğer bireyler tarafından uygulanan, sağlık çalışanı için risk oluşturan; tehdit davranışı, sözel tehdit, ekonomik istismar, fiziksel saldırı ve cinsel saldırıdan oluşan durum” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik Alçelik ve arkadaşlarının (2005) yaptığı çalışmada, hemşirelerin %60,3’ünün şiddetten etkilendiği belirtilmektedir. Adana’da yapılan diğer bir çalışmada ise hemşirelerin %68,5’inin çalışma saatleri içerisinde sözel tacize, %47,8’inin sözel korkutmaya, %10,5’inin sözel cinsel tacize ve %16’sının fiziksel saldırıya uğradıkları ortaya konmuştur. Bu çalışmada, sözel taciz ve sözel korkutmalar en çok hasta sahibi ve refakatçiler tarafından yapılmakta (%64 ve %66,9), bunu hastanın kendisi ve doktorlar izlemekte, sözel cinsel taciz (%41,9) ve fiziksel saldırı (%48,8) ise en çok hastanın kendisi tarafından yapılmaktadır (Öztunç, 2001). Yapılan bir başka çalışmada, sağlık personelinin son bir yıl içinde %49,5 oranında en az bir kez şiddetten etkilendiği belirlenmiştir. Sağlık personelinin %48,3’ünün 1-5 kez arasında sözel ve fiziksel şiddetten etkilendiği, sözel şiddetin %72,4, fiziksel şiddetin %11,7 sıklığında görüldüğü, cinsel şiddet oranının çok düşük olduğu (%0,025), silah, bıçak veya kesici delici aletlerin %0,3 oranında kullanıldığı belirtilmiştir. Çalışmada değinilen bir başka nokta da çalışanın şiddete uğrama sırasında genellikle yardım alamaması olmuştur. Şiddete maruz kalan çalışanların yarıdan fazlası, olay sonrasında yüksek oranlarda anksiyete ve huzursuzluk hissettiklerini belirmişlerdir (Ayrancı ve ark., 2006). Gökçe ve Dündar (2008) tarafından Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde sağlık çalışanlarına yönelik yapılan çalışmada da son bir yıl içerisinde hemşirelerin şiddetten etkilenme oranı %90 olarak saptanmış ve çalışmaya katılanların %59,4’ünün sözel, %26,5’inin sözel ve fiziksel şiddetten etkilendiği belirtilmiştir. Ayrancı ve arkadaşları (2002) tarafından sağlık sektöründe yapılan çalışmada, çalışanların %50,8’inin şiddet türlerinden en az birine maruz kaldığı, Özdevecioğlu (2003) tarafından kamu ve özel sektör hastanelerinde çalışan hemşireler üzerinde yapılan bir başka çalışmada, herhangi bir şiddet olayına maruz kalanların oranı %89,5 gibi oldukça yüksek bulunmuştur. Ergün ve Karadakovan (2005) tarafından acil servislerde çalışan hemşireler üzerinde yapılan çalışmada ise sözel şiddet oranı %98,5, fiziksel şiddet oranı %19,7 olarak tespit edilmiştir. Erkol ve arkadaşları (2007) tarafından sağlık çalışanları üzerinde yapılan bir diğer çalışmada da herhangi bir şiddet olayına maruz kalanların oranı %87,1 olarak bulunmuştur. Çöl (2008) tarafından yapılan çalışmada, sağlık çalışanlarının %34,9’unun psikolojik şiddete maruz kaldıkları, Aytaç ve arkadaşları (2011) tarafından yapılan çalışmada ise doktorların %55,3’ünün ve hemşirelerin %55,2’sinin herhangi bir şiddet türüne maruz kaldıkları belirlenmiştir.

Bolu’da yapılmış bir çalışmada, uzman doktor, hemşire ve diğer çalışanlardan oluşan grubun %87,1’inin şiddet davranışına maruz kaldığı, sözel şiddetin %46,9, saldırgan davranışın %33,5, fiziksel saldırının %19,4 olduğu gösterilmiştir. Şiddet gösteren kişilerin daha çok 21-30 yaşları arasında ve eğitim düzeylerinin düşük olduğu, şiddetin en sık olarak hasta yakınları tarafından, ikinci sıklıkta ise hasta ile birlikte hasta yakını tarafından, daha az oranda hasta tarafından yapıldığı belirtilmiştir (Erkol ve ark., 2007).

Sağlık bakım kurumlarında şiddet riskini arttıran değişik faktörlerden söz edilmektedir. Bunlar; 24 saat kesintisiz hizmet verilmesi, stresli aile üyelerinin varlığı, aşırı kalabalık/rahatsız ortamlarda çalışılması, ilaç, alkol ya da şiddet öyküsü olan psikiyatrik hastalık tanısı almış kişilerle çalışma, vardiya halinde veya tek çalışma, sağlık bakım endüstrisinde maliyeti azaltma girişimleri nedeniyle hizmete sunumuna yansıyan eksiklikler, saldırgan davranışla baş etme konularında sağlık bakım personelinde eğitim ve deneyim yetersizliği, çevresel ortamın kötü olması(koridor/ odalar/park yerleri/servisler/diğer ilgili alanların kötü ışıklandırılmış olması), toplumun şiddet içeren davranışlarının yasalarla sınırlanmamış olması vb. şiddet riskini arttıran faktörler arasında yer almaktadır.

Ayrıca, hasta ve yakınlarının bir an önce kendileriyle ilgilenilmesini istemesi, kendi hastalarının daha acil olduğunu düşünmeleri, muayene ya da tetkik için uzun süre bekleme, bekleme odalarının düzensiz ve kalabalık olması, hasta ve hasta yakınlarının işlerin düzenli yürümediği veya içeri almada adil davranılmadığı hakkındaki şüphelerinin olması, ateşli silah kullanma hakkı, halkın hastanede sınırsız dolaşması, sağlık çalışanlarının güvenlik ile ilgili işlerle ilgilenmesi (güvenlik görevlilerinin yetersiz olmasından dolayı) şiddete yönelik risk etmenleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Sağlık politikalarından kaynaklanan sorunlar, hasta yoğunluğu, hemşire sayısının yetersizliği ve hastane ortamının güvenliğini sağlamada yaşanan güçlükler de şiddet olaylarında etkili olmaktadır. Ayrıca, hasta bilgilendirme ve yönlendirme personelinin eksikliği ve sağlık kurumlarının karışık işleyiş sürecine sahip olması ve bazı meslek ve hasta gruplarına tanınan öncelik haklarının da şiddeti tetiklediği belirtilmektedir.

SAĞLIKTA ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN ÖNLEMLER

  • Şiddete karşı alınacak önlemlere ilişkin birincil korunmada, öncelikle şiddetin hoş görülmediği bir ortamın oluşturulması, işyerinde meydana gelen şiddet olaylarının, şiddet türüne bakılmaksızın suç sayılması, bunun için gerekli yasal altyapının oluşturulması gerekmektedir.
  • Hastanelerde şiddeti önlemeye yönelik oryantasyon ve hizmet içi eğitimler verilmekte, bu eğitimlerde sağlık hukuku, risk değerlendirmesi ve risk yönetimi, iletişim teknikleri, öfke kontrolü konularına ve sağlık çalışanlarının şiddet yönetimindeki rolüne dikkat çekilmeye çalışılmalıdır.
  • Sağlık kurumlarının şiddete yaklaşım konusunda daha donanımlı hale gelmesinin sağlanması, çalışanların sahip oldukları haklar, mevcut kanunlar, şiddet kapsamına giren davranışlar, şiddete maruz kaldıklarında neler yapabilecekleri konusunda gerekli bilgilendirmenin yapılması, şiddet mağduru olan hemşirelerin erken dönemde saptanmasının sağlanarak komplikasyonların gelişmesinin ve şiddet olaylarının yinelenmesinin önlenmesi, şiddet olaylarının tümünün bildirilmesinin sağlanması, şiddet olaylarının meydana geliş nedeninin araştırılarak girişimde bulunulması, şiddete maruz kalan çalışanlara örgütsel ve sosyal desteğin sağlanması, gerekmektedir. Beyaz kod ile bu kısmen yapılmaya çalışılıyor.
  • Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önleme amacıyla; 14.05.2012 tarihli 6665 sayılı Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Dair Genelge, 28.04.2012 tarihli 28277 sayılı Sağlık Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Yönetmeliği, 06.04.2011 tarihli 27897 sayılı Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Dair Yönetmelik ve Beyaz Kod sistemi gibi yasal düzenlemeler getirilse bile, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçilememiştir.
  • Fakat üzülerek belirtmekteyim ki gelinen noktada, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının her geçen yıl arttığını görmekteyiz. 01/01/2013 - 31/12/2013 tarihleri arasında yani "bir yıllık” süreçte sağlık çalışanlarına yönelik (Bakanlık tarafından tespit edilebilen) 10 binin üzerinde saldırı, taciz ve hakaret vaksı yaşanmıştır. 01/01/2014 - 31/01/2014 tarihinde, yani bir aylık kısa bir süre zarfında sağlık çalışanlarına yönelik 1002 şiddet vakası tespit edilmiştir. 2013 yılında aylık sekiz yüz şiddet vakası yaşanırken 2014 yılında bir aylık bir zaman zarfında bin vaka yaşanmıştır. Bu rakamlar sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı şiddetin hangi boyutlara geldiğini ve aynı zamanda çalışma koşullarını bizlere kısaca özetlemektedir.
  • Sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını sonlandırmak, sağlık kurumlarında çalışan personelin rahat ve güvenli bir ortamda hizmet verebilmesini sağlamak amacıyla bir takım tedbirlerin alınması ve caydırıcı önlemlerin biran önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
  • Yukarıdaki çalışma ortamı ve hizmetin sunumu daha kaliteli olması için; yer ,zaman  , personel  desteği şarttır.
  • Dönem kamu spotu şeklinde sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlar belgeselleştirilip TV’de yayınlatılabilir.
  • En önemlisi okulda çocuklar eğitilip aileleri de işin içine katacak ödevler verilebilir.
  • Hastalar hakkında SGK ile işbirliği yapılarak “SGK Kabahat Karnesi” düzenlenmelidir. Sağlık hizmeti alırken şiddete başvuran kişilere kabahat puanı verilmeli, her bir olaydan sonra bu katılım payları artırılmalıdır. En sonunda o kurumdan hizmet alamamaya kadar giden bir süreç başlatılmalı; bu uygulama sonucunda kabahat puanı belli bir sınırı aşan kişiler hakkında 5237 sayılı TCK hükümleri uygulanmalıdır (detaylar tartışılabilir).

5237 sayılı TCK hükümleri

TCK’ya göre, zabıta, polis vb. gibi memurlar; bilirkişi, tanık, avukat, hakim, savcı vb. gibi yargı görevi yapanlar; belediye başkanı, belediye meclis üyesi, muhtar, milletvekili vb. gibi seçilmişler; ilçe seçim kurulu başkanı, seçim sandık başkanı vb. gibi atanmışlar ceza kanunu (TCK) uygulamasında kamu görevlisi olarak kabul edilmektedir.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Unsurları

Suçun faili kamu görevlisine karşı görevi yaptırmamak için cebir veya tehdit kullanan herkes olabilir. Örneğin, bir yakının gözaltına alınmasını engellemek amacıyla polise vuran kişi bu suçun faili olur.

                Fiilin kamu görevlisine karşı işlenmesi suçun vücut bulması için yeterli değildir. Kamu görevlisinin görevi kapsamına giren bir işi ifa ettiği sırada, kendisine karşı cebir veya tehdit kullanılmalıdır. Kamu görevlisi, görevi başında değilken veya kendi görev kapsamına girmeyen bir işi yaparken aleyhine işlenen fiiller görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturmaz. Örneğin, Yargıtay haciz uygulaması sırasında sadece icra memurunun görevi kapsamına giren bir iş yaptığını, haciz uygulamasının, haciz mahallinde hazır bulunan avukatın görevi kapsamına giren bir iş olmaması nedeniyle avukata karşı işlenen suçu görevi yaptırmamak için direnme suçu değil; sadece kamu görevi nedeniyle kasten adam yaralama suçu olarak kabul etmiştir ( Yargıtay 5. CD -2014/12783 karar).

Kamu görevi ifa edilip bittikten sonra kamu görevlisine karşı işlenen cebir veya tehdit, görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturmaz. Örneğin, polis memuru bir kişiyi yakalayıp polis aracına koyduktan sonra, polisle yaşanan tartışma neticesinde polis memuruna saldırılması görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturmaz.

               Görevi yaptırmamak için direnme suçunda kullanılan cebir veya tehdidin belli bir yoğunluğa ulaşması şarttır. TCK md. 106/1’de tanımlanan tehdit suçu için öngörülen fiillerin kamu görevlisine karşı görevini yaptırmamak amacıyla işlenmesi halinde suçun meydana geleceği tartışmasızdır. Cebir fiili açısından dikkat edilmesi gereken nokta, cebir fiili, TCK md.108’de düzenlenen cebir suçu seviyesine varmasa dahi görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturur. Örneğin, görevini yapan polis memurunu tutmak, itmek, hafif bir şekilde boğuşarak polisin yakaladığı kişinin kaçmasına imkan sağlamak, kasten yaralama veya cebir suçunu oluşturmazken; cebir suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturur.

Türk Ceza Kanunu MADDE 265

Görevi yaptırmamak için direnme;

(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Bu kanun maddesinde değişiklik teklifi yapılmalı; altı aydan üç yıla değil, hapis cezasının süresi 2 yıl dan dört yıla çıkarılmalıdır (Hakim ve avukatlar için böyledir) veya hapis süresinin bir kısmı hastanede çalışıp o öngörüyü kazanmasını sağlayarak infaz edilebilir. Bu gibi durumlarda Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması gibi hükümlerin uygulanmayacağı da ayrıca hükme bağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

Aktuğlu, K., Hancı, H. (1999). Acil Serviste Şiddet Tehdidi. Hekimin Yasal Sorumluluk ve Hakları (Tıp ve SağlıkHukuku). Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Toprak Ofset, İzmir, 1-7.

Akyön, F.V. (2008). İşyerinde Şiddete Karşı Çalışanların Bireysel Çatışma Yönetimi Yaklaşımları; Sağlık Sektöründe Bir Araştırma. Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul.

Alçelik, A., Deniz, F., Yeşildal, N., Mayda A.S., Şerefi B.A. (2005). AİBÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapanhemşirelerin sağlık sorunları ve yaşam alışkanlıklarının değerlendirilmesi. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, 4, 55-66,http://www.scopemed.org/fulltextpdf.php?mno=61 (Erişim10.10.2014).

Alexander, C., Fraser, J., Hoeth, R. (2004). Occupational violence in an Australian healthcare setting: Implicationsfor managers. J Healthcare Manag, 49, 377-13.

Altıntaş, N. (2006). Sağlık Kurumlarında Çalışan Hemşirelere Yönelik Şiddetin Belirlenmesi.İstanbul Üniversitesi,Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Annagür, B. (2010). Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet: Risk faktörleri, etkileri, değerlendirilmesi ve önlenmesi,Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2:2, 161-173.

Atan, Ş.Ü., Dönmez, S. (2011). Hemşirelere karşı işyeri şiddeti. Adli Tıp Dergisi, 25:1, 71-80.http://www.journalagent.com/adlitip/pdfs/ADLITIP_25_1_71_80.pdf (Erişim 12.05.2014)

Ayrancı, Ü., Yenilmez, Ç., Günay, Y., Kaptanoğlu, C. (2002). Çeşitli sağlık kurumlarında ve sağlık meslek gruplarında şiddete uğrama sıklığı, Anadolu Psikiyatri Dergisi, 3, 147-154.

Ayranci, U.,Yenilmez, C., Balci, Y., Kaptanoglu, C. (2006). Identification of violence in Turkish healthcare settings. J Interpers Violence, 21, 276-96. http://dx.doi.org/10.1177/0886260505282565

Aytaç, S., Bozkurt, V., Bayram, N., Yıldız, S., Aytaç, M., Akıncı, S.F., Bilgel, N. (2011). Work place violence a study of Turkish workers. International Journal of Occupational Safety and Ergonomics,17:4, 385-402. http://dx.doi.org/10.1080/10803548.2011.11076902

Bilgin, H. (2002). Psikiyatri Kliniklerinde Çalışan Hemşirelerin Kişilerarası İlişki Tarzları İle Hasta/Hasta Yakınlarından Kaynaklanan Saldırılara Karşı Tutumları. İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul.

Ergil, D. (2001). Şiddetin Kültürel Kökenleri, Bilim ve Teknik Dergisi, 399: 2, Ankara

TTB, İLO, TCK, ANAYASA.

 

 

                                                                                                                   HUKUKÇU HEKİMLER ENSTİTÜSÜ

                  adına

                                                                                                                                Dr Abdülkadir Sakar

            Geçici Y.K Üyesi

Üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Esaslı Hata Nedir?
Esaslı Hata Nedir?