SAĞLIK HUKUKUNA GENEL BİR BAKIŞ
Furkan DÜNDAR

SAĞLIK HUKUKUNA GENEL BİR BAKIŞ

Bu içerik 425 kez okundu.

 

 

Geleneksel anlayışta sağlık kavramı, “hastalığın olmayışı” şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak bu tanım, zamanla yeterliliğini yitirmiştir. Çünkü hastalık kavramı, zamana, topluma ve kişiye göre değişiklik göstermektedir. Günümüzde en çok kabul görmüş sağlık tanımı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılmıştır. Buna göre sağlık, “yalnız hastalık ya da sakatlığın bulunmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik hali”dir.( Sağlık Hukuku Digestası • Yıl: 1 • Sayı: 1-Ankara Barosu-2009)

 

Sağlık hukuku, sağlık alanında tarafların karşılıklı olarak yükümlülüklerini, hak ve görevlerini düzenleyen hukuk alanıdır.

 

Genel anlamda sağlık hukuku, tıbbi uygulamalarda yapılan hatalar sonucu meydana gelen hukuki problemleri, yasal sorumlulukları, hasta haklarını, ilaç ve medikal hukuk alanlarını, sağlık personelinin yaptığı iş ve işlemler sonucu meydana gelen hukuki ihtilafları, hastanelerin hukuki sorunlarını, sağlık sigortası da dahil olmak üzere bir çok alanı kendi içinde barındırmaktadır.

 

Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmalara göre doğal ölümler dışında ki ölümler listesinde sağlık hukuku alanını yakından ilgilendiren malpraktis sebebiyle oluşan ölümler dördüncü sırada yer almaktadır. İlk sırada trafik kazaları, ikinci sırada kalp ve kalbe bağlı hastalıklar üçüncü sırada kanser hastalıkları ve dördüncü sırada ise malpraktisler (hatalı tibbi uygulamalar) yer almaktadır.

 

T.C Anayasası’nın 56 Md göre; ‘’ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.’’ Görüldüğü üzere ‘’Sağlık kavramı ‘’ Anayasamız tarafından temel bir hak olarak ele alınmıştır. Devletin bu sebeple, temel bir hak olan sağlık açısından kanun ve hukuki düzenlemeler yapması kaçınılmazdır. Anayasa, sağlık hukukunun ilk kaynağıdır. Anayasadan sonra uygulama sırasına göre uluslararası antlaşmalar, kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler gelir.

 

Anayasa, sağlık hakkı ve sağlık hizmetleriyle ilgili olarak, yaşama hakkı, özgürlük, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakkı konularında düzenlemeler yapmıştır. (Sağlık Hukuku Yenilenmiş 4. Basım Prof. Dr. H. Fehim Üçışık-Ötüken Yayınları)

 

Günden güne artan sağlık hukuku davalarında en çok görülen dava türleri, tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen zarar sebebiyle açılan, maddi ve manevi tazminat davaları ile ceza davalarıdır. 

 

Öncelikle sağlık hukuku açısından önem arz eden bazı kavramları açıklamamız daha doğru olacaktır.

 

Tıbbi Müdahale; fiziksel ve ruhsal açısından insan vücudunda meydana gelen bozuklukların, iyileştirilmesi amacıyla, vucuda yapılan tüm müdahaleleri kapsamaktadır.  Bir diğer tanımı ise ; Tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve esaslara göre uygun olarak gerçekleştirilen, en basit teşhis ve tedavi yöntemlerinden başlayarak en ağır cerrahi müdahalelelere kadar uzanan faaliyettir. (Doç.Dr. Fulya İlçin GÖNENÇ-Sağlık Hukuku Ders Notları)          


Girişimsel olan (invaziv) ve olmayan (non-invaziv) her türlü müdahale
(Özlem Yenerer Çakmut, Tıbbi Müdahaleye Rızanın Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi,İstanbul 2003, s.24.)

 

Komplikasyon; Fransızcadan gelen bir kelime olan komplikasyon, sözlük anlamına baktığımızda ‘’karmaşıklık‘’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Komplikasyonu doktorun elinde olmayan sebeplerden dolayı, istemediği halde ve kusuru olmadan, meydana gelen zararlı sonuçlar olarak açıklayabiliriz.

 

Örnek bir yargıtay kararında; bacağının kesilerek kısalmasında … yapılan ameliyat ve tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı ile, olayda doktor hatası olup olmadığının tesbiti gerekmektedir. … Doktor, hastalığa zamanında ve gecikmeksizin doğru tehisi koyup, önlemlerini eksiksiz biçimde gecikmeksizin almalı, olayın gerektirdiği en uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulamalıdır. Tıbbın gereklerine, kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değimemiş ise bundan dolayı doktor sorumlu tutulamaz” (TIP HUKUKU AÇISINDAN HASTA VE HEKM HAKLARI Aydın GÜLAN-ANKEM Derg 2006;20(Ek 2):16-19. ) (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2001/10959, K. 2002/487)

 

Malpraktis ; Tıp mesleği mensuplarının, iş ve işlemleri sırasında hatalı ve kusurlu davranışları sebebiyle ortaya çıkan tıbbi müdahalelere denilmektedir.

Hatalı bir tıbbi uygulamadan bahsedebilmek için;

*hastaya kasıtlı olarak zarar verilmesi,

*yanlış ve hatalı muayene yapılması sonucunda hastanın zarar görmesi,

*hasta ile hekim arasında oluşturulan (vekalete, eser) sözleşmeye aykırı hareket edilmesi,

*mesleki açıdan acemilik,

*tıbbi aletlerin hatalı kullanımı sonucunda hasta üzerinde zarar meydana getirmektir.

 

Aydınlatılmış Onam : Hekimlik mesleğinin icrası, önce, kişinin teşhis ve tedavi amaçlı müdahaleye rıza göstermesi dolayısıyla hukuka uygundur. Ancak, açıklanan rızanın hukuken bir değer taşıyabilmesi için, uygulanacak olan teşhis ve tedavi yönteminin etki ve sonuçları bakımından kişinin yeterince bilgilendirilmiş olması gerekir. (TIBBİ UYGULAMA HATALARI VE HUKUK SORUMLULUK-ANKEM Derg 2006;20(Ek 2):9-25.)

 

Hatalı Tıbbi Müdahaleler Sonucunda Ortaya Çıkan Sorumluluk Türlerini üçe ayırmaktayız. Şöyle ki;

 

1)Cezai Sorumluluk,

2)İdari Sorumluluk,

3)Medeni Hukuk Sorumluluğudur.

 

Cezai Sorumluluk; Tıbbı müdahale sonucunda, hukuka aykırı bir eylemin meydana gelmesi hekim ve ya sağlık çalışanı açısından cezai sorumluluğu ortaya çıkaracaktır. Cezai sorumluluk sonucu açılan davalarda, mahkemece tıbbi müdahalenin hatalı olup olmadığı, kusurlu bir davranışın bulunup bulunmadığı, tıbbi yarar - tıbbi risk dengesinin sağlanıp sağlanmadığı, somut olaya göre ceza normları da dikkate alınarak inceleme yapılarak karar verilmektedir.

 

İdari Sorumluluk; İdari sorumluluk sadece kamu hastaneleri bünyesinde çalışan hekim ve sağlık çalışanları açısından ortaya çıkmaktadır. Kamu hastanelerinde çalışan hekim ile hasta arasında özel hukuk açısından herhangi bir sözleşme kurulmamaktadır. Burada hastane ile kamu idaresi arasında ki kamu hukukuna ait bir ilişkiden bahsedilebilir. 

 

Anayasının 129 maddesinin 5. Fıkrası incelendiğinde ; ‘’ Kamu görevlilerinin bu görevlerini yerine getirirken işlediği kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir ‘’ hükmü mevcuttur. Anayasa maddesinden de anlaşılacağı üzere kamu hastaneleri nezdinde ortaya çıkan hukuki bir problem sebebiyle taraf olarak idare gösterilecek ve idare mahkemesi nezdinde dava açılacaktır. İdarenin, hekime rücu hakkı ise mevcuttur. İdare dava   kusur oranına göre hekime rücu etme hakkını kullanabilir.

 

Medeni Hukuk Sorumluluğu ; hekim ile hasta arasında bir sözleşme meydana gelmektedir. Yargıtay’a göre hasta ile hekim arasında olayın mahiyetine göre ya vekalet ya da eser sözleşmesi oluşacaktır. Doktor VEKÂLET KURALLARI ÇERÇEVESİNDE verdiği hizmeti yaparken bir işçi gibi özen göstermek zorundadır. Bu nedenle en hafif kusurunda dahi sorumludur.(13.HD.28.11.2005, E.2005/ 11159 K.2005/17474) (İBD. 2006/2-850) Özel hastane nezdinde çalışan hekim ile hasta arasında ki sözleşmenin vekalet sözleşmesi olduğu da açıktır. B.K MADDE 470- Eser sözleşmesini açıklamıştır şöyle ki; yüklenicinin bir ESER meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir BEDEL ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

 

MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.

 

Eser sözleşmesinde hekim üzerinde daha fazla sorumluluk mevcuttur. Çünkü ameliyat sonucunda hastanın istediği şekilde bir değişimi ortaya çıkarma konusunda bir taahhütte bulunmuştur.

 

Hekimler ile hastalar arasında oluşan sözleşme sebebiyle; işbu sözleşme hekimlere bazı borlar yüklemektedir. Bu borçlar ise; teşhis koyma, hastayı aydınlatma, tedavi etme, sadakat  ve özen gösterme, yapılan tedavileri kayda geçirme, sır saklama, hesap verme, acil durumlar dışında hastayı uzman hekime yönlendirme borçlarıdır.

 

Hekimlerin haksız fiilden doğan sorumluluğu ise ; hekim ile hasta arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi yoksa ve hekim tarafından yapılan tıbbi müdahale ile hukuka aykırı bir fiil ile hastaya zarar verilmiş olması, hekimin kusurlu olması ve zarar ile eylem arasında nedensellik bağının bulunması haksız fiilin unsurlarını oluşturur. (Kemale Aslanova-Sağlık Hukuku Ders Notları s. 35 Aristo Yayınları.)

Üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Asli Müdahil ve Feri Müdahil Nedir?
Esaslı Hata Nedir?
Esaslı Hata Nedir?